Hürmüz Boğazı'nda yaşanan enerji krizi arz güvenliğinde yenilenebilir kaynakları öne çıkarıyor
28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasıyla derinleşen kriz, küresel enerji arz güvenliğinde yenilenebilir kaynakları öne çıkarmayı zorunlu kılıyor.
Petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzının beşte birinin geçtiği bu kritik dar boğazın tıkanması, fosil yakıtlara olan bağımlılığın ekonomik maliyetini ve ulusal güvenlik risklerini dünya gündeminin ilk sırasına taşıdı.
Küresel enerji piyasalarında 1970'lerden bu yana en büyük arz kesintisi yaşanırken, enerji güvenliği çevresel bir tercih olmaktan çıkarak ulusal güvenlik ve ekonomik istikrarın temel unsuru haline geldi.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, 10 Mart'ta Dubai ham petrolü 105,18 dolara yükselirken, Avrupa'da doğal gaz fiyatları (TTF) 28 Şubat'a kıyasla yüzde 80 arttı. Günlük petrol akışı ise alternatif rota bulunamaması nedeniyle 20 milyon varilden yaklaşık 2 milyon varile geriledi.
Arz şoku, fosil yakıta bağımlı ülkelerin kırılganlığını ortaya koyarken, 2010'dan bu yana yenilenebilir yatırımların fosil yakıt ithalatçısı ülkelere 1,3 trilyon dolar tasarruf sağladığı ve önemli miktarda kömür ile doğal gaz ithalatını engellediği hesaplandı.
Ülkeler stratejik dönüşüme ve çeşitlendirmeye yöneliyor
Kriz karşısında enerji ithalatçısı ülkeler kısa ve uzun vadeli stratejilerini hızla güncelliyor. Dünyanın en büyük enerji tüketicisi Çin, stratejik petrol rezervlerini artırmanın yanı sıra temiz enerji stratejilerini öncelerken, kısa vadeli arz kesintilerini aşmak için kömür üretimini 2025'te 4,83 milyar tonla rekor seviyeye taşıdı. Singapur ise elektrik üretiminin yüzde 95'ini karşılayan doğal gaz bağımlılığını azaltmak için bölgesel düşük karbonlu elektrik ithalatına ve ileri nükleer enerji teknolojilerine odaklanıyor.
Avrupa Birliği (AB), Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası başlattığı fosil yakıt bağımlılığını azaltma stratejisini Hürmüz kriziyle yeni bir aşamaya taşıdı. Rus gazı ithalatını 150 milyar metreküpten 52 milyar metreküpe düşüren AB, yenilenebilir kapasitesini artırarak küresel şoklara karşı direncini güçlendirmeye devam ediyor.
"Enerji güvenliği ancak sınırsız erişime sahip yenilenebilir kaynaklarla sağlanabilir"
Oxford Üniversitesi Enerji Sistemleri Öğretim Görevlisi Adi İmsirovic, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, küresel enerji arz şoklarına karşı en güçlü güvencenin yenilenebilir enerji olduğunu belirtti.
İmsirovic, özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarında yaşanabilecek kapanmanın, mevcut enerji sistemlerinin kırılganlığını ortaya koyduğunu ifade ederek, "Mevcut kriz açıkça gösteriyor ki enerji güvenliği ancak sınırsız erişime sahip yenilenebilir kaynaklarla sağlanabilir." diye konuştu.
Hükümetlerin fosil yakıtlara yapılan harcamaları azaltarak yerli yenilenebilir teknolojilere yönelmesi gerektiğini söyleyen İmsirovic, "Hükümetler artık hem parayı hem de karbonu yakmayı bırakmalı. Bunun yerine yerli yenilenebilir enerji teknolojilerine yatırım yapmalı." değerlendirmesinde bulundu.
Yenilenebilir enerji teknolojileri arasında en etkili seçeneğin güneş enerjisi olduğunu ifade eden İmsirovic, enerji güvenliğinin önemine işaret etti.
İmsirovic, "Elektrikli araçlardan trenlere, ısıtma ve soğutma sistemlerine kadar tüm alanlarda elektrifikasyona geçmeliyiz. Gerekli teknolojiler zaten mevcut. Önemli olan, bu teknolojileri cazip hale getirecek doğru hükümet politikalarının uygulanması." dedi.
Yenilenebilir enerji artık bir güvenlik meselesi
Yenilenebilir enerji uzmanı Taner Ercömert ise Hürmüz krizinin ülkelerin enerji politikalarında kalıcı değişiklikler yapmasını gerektirdiğini vurguladı.
Ercömert, "Orta Doğu'daki son savaş, ithal kaynaklara bağımlılığın enerji arz güvenliği açısından ne kadar riskli olduğunu gösterdi. Bu, ülkelerin yenilenebilir ve yerli kaynaklara ilgisini ve yatırımlarını kesinlikle artıracaktır." değerlendirmesini yaptı.
Yenilenebilir enerjinin dışa bağımlılığı azaltarak ekonomik etkileri hafiflettiğine dikkati çeken Ercömert, "Türkiye'de 2026'nın ilk çeyreğinde hidroelektrikte ve rüzgar üretiminde yaşanan büyük artışlar, doğal gaz kullanımını düşürerek hem ithal gaz stoklarını korudu hem de ülke ekonomisine ciddi katkı sağladı. Hidroelektrik, güneş ve rüzgar üçlüsünde gelişim, ithal kaynaklara bağımlılığı azaltmanın en etkili yolu." ifadelerini kullandı.
Ercömert, enerji ithalatçısı ülkelerin tek ülkeye bağımlı kalmaması, yerli yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırması ve depolama yatırımlarını devreye sokması gerektiğini vurgulayarak, farklı ülkelerden makul oranlarda yakıt temini sağlanması ve enterkonnekte sistemler üzerinden elektrik ticaretinin geliştirilmesinin artık zorunlu hale geldiğini belirtti.