ANALİZ - Seul Zirvesi: Türkiye-Güney Kore ilişkilerinde kurumsallaşmaya doğru

Admin User 04 Kasım 2026, 13:15 12 Okunma Gündem

Hankuk Yabancı Diller Üniversitesi Uluslararası Bölge Çalışmaları Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giwoong Jung, Türkiye ve Güney Kore arasında devlet liderleri düzeyinde gerçekleştirilen zirvenin ikili ilişkiler için ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

3 Kasım'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung arasında gerçekleşen zirve, Türkiye-Güney Kore ilişkilerine, ortak üretim, teknolojik işbirliği ve paylaşılan fırsatlar ekseninde daha net bir yön kazandırdı. İki ülke arasında Kore Savaşı'na dayanan dostluk ilişkileri vazgeçilmez bir değer olmaya devam ediyor. Koreliler, Türkiye'nin Kore Savaşı'ndaki yardımını hiçbir zaman unutmadılar; bu anı, dayanışma için güçlü bir temel oluşturuyor. Son dönemde yükselen "Kore dalgası" ve Türkiye'yi ziyaret eden Koreli turistler, karşılıklı anlayış temelinde iki ülke arasındaki bağları daha da güçlendirdi. Ancak bu kardeşliğe sunulabilecek en güçlü katkı, gelecekte ortak refahı beraberinde getirecek bir ortaklıktır.

Seçenekleri genişleten ortaklık ilişkisi

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un Kasım 2025 ve Temmuz 2026'daki Ankara ziyaretlerinin ardından Güney Kore zirvesi, ikiliye ortaklıklarını birçok alanda ilerletmek için bir fırsat sunuyor. Her iki ülke de güvenilir ortaklara ihtiyaç duyuyor çünkü jeopolitik rekabet, teknolojiye ve tedarik zincirlerine erişimi zora sokuyor. İttifakları terk etmekle, kurallar arasında sıkışma ikilemiyle karşı karşıya kalındığında stratejik bağımsızlık seçeneğiyle ilerlemeyi seçen bu iki ülke, mevcut uluslararası sistemde bir meşruiyet sıkıntısı olduğunu hissediyor. Türkiye, dünyanın beşten büyük olduğunu savunurken, Güney Kore Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) daha fazla seçilmiş, temsili ve hesap verebilir üye olmasını talep ediyor. Daha yakın işbirliği, her iki tarafın da mevcut ittifaklarından vazgeçmesini ya da aynı dış politikayı benimsemesini gerektirmeksizin seçeneklerini genişletebilir.

Zirvede endüstriyel hedefler pratik kurumsal adımlarla birleştirildi. İmzalanan dört anlaşmada; bilim, teknoloji ve inovasyon; doğal kaynaklar ve madencilik; enerji; nükleer proje finansmanı ele alındı. Liderler ayrıca daha geniş kapsamlı savunma işbirliğini desteklerken, daha dengeli bir ticaret ilişkisi geliştirmek istediklerini yeniden teyit ettiler. Bu sonuçlar her ne kadar önemli olsa da kalıcı bir değişikliğe yol açmaları uygulamada atılan adımlara bağlı olacaktır.

Ülkeler arası işbirliğinde en önemli fırsat savunma alanında ortaya koyuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırtına Obüsü ve ALTAY Tankı'nı başarılı emsal projeler olarak tanıtırken, Lee ise ortak üretim, teknolojik işbirliği ve üçüncü ülke pazarlarına girişin izlenmesi gereken bir sonraki adım olduğunu belirtti. Bu gündem sadece karşılıklı alımları artırmanın ötesine geçiyor.

İşbirliğinde karşılıklılık ilkesi

Ekonomik işbirliği de aynı karşılıklılık ilkesini gerektiriyor. Seul'de görüşüldüğü gibi serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi, yalnızca temel ticaret hedeflerine odaklanmak yerine yatırımı ve tedarikçi entegrasyonunu teşvik etmelidir. Koreli üreticiler daha fazla Türk tedarikçiye yeterlilik kazandırabilir ve bölgesel pazarlar için ortak ürünler geliştirilebilir. Elektrikli araç bileşenleri ve batarya geri dönüşümü, Kore'nin tedarik zinciri dayanıklılığını güçlendirirken Türkiye'nin katma değerini artırmak için pratik fırsatlar sunuyor.

Bilim ve teknoloji anlaşması, rekabetçi ortak araştırma hibelerini ve üniversite-sanayi laboratuvarlarını desteklemelidir. Endüstriyel yapay zeka, robotik ve güç elektroniği, gerçekçi başlangıç ??alanları olarak değerlendirilebilir. Mühendisleri ve daha küçük yenilikçi firmaları finanse etmek ilişkiye, büyük şirketler arasında ara sıra yapılan anlaşmalardan daha sağlam bir temel kazandıracaktır.

Güvenlik işbirliği, aynı politikaların benimsenmesini değil, karşılıklı anlayışın geliştirilmesini gerektirir. Seul, Kuzey Kore'nin nükleer ve füze tehdidiyle karşı karşıya. Ankara ise Karadeniz ve Orta Doğu çevresindeki güvensizliği yönetmek zorunda. Rusya-Kuzey Kore askeri işbirliği, farklı güvenlik ortamları arasındaki bağlantıyı gösteriyor. Türkiye'nin Seul'ün Kuzey Kore politikasına verdiği desteğin yeniden teyit edilmesi, daha yakın istişareler için bir zemin oluştururken, Kore de Ankara'nın bölgesel bilgisinden faydalanabilir. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, deniz güvenliğinin sağlanması ve diplomatik gerilimin azaltılması, her anlaşmazlıkta otomatik olarak aynı çizgide olmayı gerektirmeden ortak zeminde buluşma imkanı sunuyor.

Bu gündemi sürdürmek, ülke liderlerinin daha sık bir araya gelmesini gerektirir. Bununla birlikte karşılıklı ziyaretler her ne kadar değerli olsa da kaydedilecek ilerleme, yeni bir devlet ziyareti düzenlenmesine bağlı olmak zorunda değildir. Liderler, uygun durumlarda G20 veya BM Genel Kurulu gibi platformlardan yararlanarak yıllık istişare toplantıları yapmayı taahhüt edebilir ve bu süreci bakanlar düzeyinde gerçekleştirilecek düzenli değerlendirmelerle destekleyebilir. Finansal veya hukuki bir engeli ortadan kaldıran kısa bir görüşme, kapsamlı yeni bir bildiriden çok daha faydalı olabilir.

Eylül ayında ilk kez Seul'de düzenlenen Kore-Orta Asya Zirvesi, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi hususunda tamamlayıcı bir C5+1 yolu sunuyor. Seul, bir sonraki zirveye ev sahipliği yapacak olan Kazakistan ve Orta Asya'daki diğer ortaklarıyla, Türkiye'yi ayrı bir bilgilendirme etkinliğine davet etme konusunda görüşebilir. İlgili liderler toplantısında ulaşım bağlantıları, kritik mineral işleme ve endüstriyel işbirliği konuları ele alınabilir. Burada mevcut C5+1 formatı korunurken Orta Asya hükümetleri sadece Güney Kore-Türkiye arasındaki diplomatik faaliyetlere ortam sağlamak yerine ortak gündemin belirlenmesinde aktif rol oynayabilirler. Bu düzenlemeler, Hazar Denizi'ni aşan Orta Koridor boyunca ticari açıdan güvenilir projeleri destekleyebilir, altyapıyı gümrük koordinasyonu ve dayanıklı tedarik zincirleriyle birleştirebilir. Burada kurumsal yükü artırmak yerine ikili işbirliğini destekleyecek adımlar atılmalıdır.

Diplomatik ilişkilerin 2027'de 70. yıl dönümüne yaklaştığı bir dönemde önümüzdeki görev gayet nettir: Seul'de verilen taahhütlerin somut projelere dönüştürülmesi, teslim tarihlerinin belirlenmesi ve bu projelerin sürekli olarak siyasetin gündeminde tutulması. Toplantıların daha sık gerçekleştirilmesi tek başına bir amaca hizmet etmeyecektir; bu toplantıların asıl değeri, işbirliğini daha güvenilir, karşılıklı ve sonuç odaklı bir hale getirmekte ve kardeşlik bağını ortak refaha dönüştürmekte yatıyor.

[Prof. Dr. Giwoong Jung, Hankuk Yabancı Diller Üniversitesi Uluslararası Bölge Çalışmaları Merkezi Öğretim Üyesidir. Aynı zamanda HK+ Ulusal Stratejiler Araştırma Projesi Ajansı'nda Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA
Etiketler: Turkiye
Kaynak: Kaynak Site

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap veya Üye Ol

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!